Boşanmada Mal Paylaşımı 940 788 Avukat Burak Taşcı

Boşanmada Mal Paylaşımı: Tüm Mallar Yarı Yarıya Mı?

Tahmini Okuma Süresi: 8 dakika ⌛


Eşlerin boşanmada mal paylaşımı konusunda en çok merak ettiği soru, evlilik boyunca edinilen malların yarı yarıya bölünüp bölünmeyeceğidir. Evin yalnızca bir eşin üzerine kayıtlı olması, arabanın krediyle alınması veya eşlerden birinin çalışmaması, paylaşımın nasıl yapılacağı konusunda soru işaretleri yaratır.

Yaygın bilinenin aksine boşanmada tüm mallar yarı yarıya paylaşılmaz. Öncelikle eşler arasında geçerli olan mal rejimi, malın edinilme tarihi ve finansman kaynağı belirlenir. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar ayrıldıktan sonra borçlar ve katkılar değerlendirilerek paylaşım hesabı yapılır. Bu hesaplamalar, her malın edinilme ve ödeme geçmişinin ayrı ayrı incelenmesini gerektirir.

Türk Medeni Kanunu’nun 202. maddesine göre yasal mal rejimi, edinilmiş mallara katılma rejimidir. Aynı kanunun 236. maddesi uyarınca temel kural, her eşin diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde alacak hakkına sahip olmasıdır. Bu hak, katılma alacağı olarak adlandırılır. Dolayısıyla edinilmiş mal niteliğindeki ev veya araba kendiliğinden ikiye bölünmez; yarısı doğrudan diğer eş adına tescil edilmez. Kural olarak talep edilebilecek hak, hesaplanacak katılma alacağıdır.

Boşanma davası açmadan önce bilinmesi gerekenler başlıklı yazımızda da ele aldığımız üzere, malvarlığına ilişkin belgelerin hazırlanması önemlidir. Çünkü mal paylaşımında yalnızca neye sahip olunduğu değil, malın ne zaman ve hangi kaynakla edinildiği de alacak miktarını doğrudan etkiler.

Bu yazıda hangi malların paylaşım hesabına girdiğini, hangilerinin kişisel mal sayıldığını ve uygulamada paylaşımın sonucunu değiştiren başlıca durumları ele alacağız.


Boşanmada Mal Paylaşımında Temel Kural Nedir?

Eşler geçerli bir sözleşmeyle başka bir mal rejimi seçmemişlerse, kural olarak edinilmiş mallara katılma rejimine tabidir. Evlilik, bütün malları kendiliğinden ortak hâle getirmez. Mal rejimi sona erdiğinde edinilmiş mallar üzerinden yapılan hesaplama sonucunda çoğunlukla katılma alacağı olarak adlandırılan parasal bir hak doğar.

Bu nedenle evin veya arabanın yalnızca bir eşin adına olması, diğer eşin hakkı bulunmadığını göstermez. Buna karşılık bir malın evlilik sırasında alınmış olması da her zaman paylaşım hesabına gireceği anlamı taşımaz. Örneğin konutun miras kalan parayla satın alınması gibi durumlar sonucu değiştirebilir.

Türk Medeni Kanunu’nun 222. maddesine göre bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Malın kişisel mal olduğunu ileri süren eşin, bu iddiasını ortaya koyması gerekir.

Mal paylaşımında yalnızca tapuya veya resmi kayıtlara bakılmaz. Malın ne zaman, hangi parayla ve hangi mal rejimi döneminde edinildiği birlikte değerlendirilir.


2002 Öncesinde Edinilen Mallarda Paylaşım Nasıl Yapılır?

Mal paylaşımında 1 Ocak 2002 tarihi önemli bir ayrımdır. 4722 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca, başka bir mal rejimi seçilmemişse bu tarihten önceki dönemde mal ayrılığı, sonraki dönemde ise edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır.

Örneğin 1995 yılında evlenen bir çiftin 1998’de aldığı ev ile 2010’da aldığı araç aynı kurallarla değerlendirilmez. 2002’den önce evlenilmiş olması, evliliğin tamamı boyunca mal ayrılığı uygulanacağı anlamına gelmez.

Mal ayrılığı döneminde diğer eşin malı üzerinde kendiliğinden katılma alacağı hakkı doğmaz; koşulları varsa katkı payı alacağı istenebilir. Edinilmiş mallara katılma döneminde ise katılma alacağı gündeme gelir. Varsa mal rejimi sözleşmesi ve geçiş hükümleri kapsamında yapılmış seçimler ayrıca incelenmelidir.


Hangi Mallar Paylaşım Hesabına Girer?

Türk Medeni Kanunu’nun 219. maddesine göre mal rejimi devam ederken karşılığı verilerek edinilen malvarlığı değerleri, kural olarak edinilmiş maldır. Çalışma gelirleriyle alınan ev ve araçlar, banka birikimleri ve bu değerlerin yerine geçen mallar bu kapsamda değerlendirilebilir.

Ancak evlilik boyunca kazanılmış bütün maaşlar geriye dönük olarak toplanıp ikiye bölünmez. Ailenin olağan ihtiyaçları için harcanan gelir ile mal rejiminin sonunda mevcut olan birikim farklıdır. Hesaplama, mevcut malvarlığı ve kanunen hesaba eklenmesi gereken değerler üzerinden yapılır.


Kişisel Malın Geliri de Kişisel Mal Mıdır?

Her zaman değildir. Örneğin miras kalan daire kişisel maldır; ancak bu dairenin mal rejimi devam ederken elde edilen kira gelirleri, Türk Medeni Kanunu’nun 219. maddesi uyarınca kural olarak edinilmiş maldır. Eşler, 221. madde kapsamında geçerli bir mal rejimi sözleşmesiyle bunun aksini kararlaştırabilir.

Burada da bütün kira gelirleri harcanıp harcanmadığına bakılmaksızın paylaşılmaz. Gelirin birikime veya başka bir mala dönüşüp dönüşmediği ve tasfiye hesabında dikkate alınmasını gerektiren bir durum bulunup bulunmadığı araştırılır.


Hangi Mallar Kişisel Maldır?

Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesine göre mal rejiminin başlangıcında eşe ait olan mallar, miras ve bağış gibi karşılıksız kazanımlar, yalnızca kişisel kullanıma yarayan eşyalar, manevi tazminat alacakları ve kişisel malların yerine geçen değerler kişisel maldır.

Kişisel malın kendisi, kural olarak diğer eşin katılma alacağı hesabına girmez. Ancak bu mala yapılan katkılar ve ondan elde edilen gelirler ayrı değerlendirilir.


Evlenmeden Önce Alınan Ev Paylaşılır Mı?

Evlenmeden önce edinilmiş bir ev, kural olarak kişisel maldır. Bununla birlikte evin kredi taksitleri evlilik içinde ödenmişse veya diğer eş evin edinilmesine ya da iyileştirilmesine katkıda bulunmuşsa alacak hakkı doğabilir.

Dolayısıyla evlilikten önce alınan bir mal bakımından hiçbir hak talep edilemeyeceği şeklindeki değerlendirme doğru değildir. Malın niteliği ile sonradan yapılan ödemeler ayrı ayrı incelenmelidir.


Miras veya Aileden Gelen Parayla Alınan Ev Ne Olur?

Miras kalan parayla evlilik içinde ev alınması, paranın kişisel mal niteliğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Kişisel malın yerine geçen değer de kişisel mal olabilir. Ancak miras parasının gerçekten evin alımında kullanıldığı banka hareketleri ve diğer belgelerle ortaya konulmalıdır.

Aileden gelen parada ise yardımın niteliği önemlidir. Bir eşe yapılan bağış ile iki eşe birlikte yapılan bağış ve geri ödenmek üzere verilen borç aynı sonucu doğurmaz. Paranın kime verildiği, bağış mı borç mu olduğu ve satın almada kullanılıp kullanılmadığı belirlenmelidir.


Çalışmayan Eşin Mal Paylaşımında Hakkı Var Mıdır?

Evet. Katılma alacağı için eşin ücretli bir işte çalışması veya malın alımı sırasında doğrudan para vermesi şart değildir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminde, ev işleriyle ve çocukların bakımıyla ilgilenen eş de koşulları varsa diğer eşin artık değeri üzerinden katılma alacağı isteyebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesindeki hak, her iki eş için de geçerlidir.

Ancak katılma alacağı ile katkıya dayanan alacaklar farklıdır. Özellikle 2002 öncesindeki mal ayrılığı dönemine ilişkin katkı payı taleplerinde katkının varlığı ve ispatı ayrıca önem taşır.


Katılma Alacağı Nasıl Hesaplanır?

Türk Medeni Kanunu’nun 231. maddesine göre artık değer; gerekli ekleme ve denkleştirmeler dikkate alınarak edinilmiş mallara ilişkin borçların çıkarılmasından sonra kalan değerdir. 236. madde uyarınca her eş diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibi olur ve karşılıklı alacaklar takas edilir.

Örneğin bütün hesaplamalar sonunda birinci eşin artık değeri 2.000.000 TL, ikinci eşinki 600.000 TL olsun. İkinci eşin katılma alacağı 1.000.000 TL, birinci eşinki 300.000 TL olur. Takas sonucunda ikinci eş lehine 700.000 TL fark kalır.

Bu tutarlar, kişisel mal ayrımı ve borç hesapları tamamlandıktan sonraki değerlerdir. Bir evin piyasa değerini doğrudan ikiye bölmek, her dosyada doğru sonuç vermez.

Bir malın alımında kişisel para ile evlilik içindeki gelirler birlikte kullanılmışsa Türk Medeni Kanunu’nun 230. maddesindeki denkleştirme hükümleri gündeme gelebilir. Bir eşin diğer eşe ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkısı ise koşullarına göre 227. madde kapsamında değer artış payı alacağı doğurabilir.


Krediyle Alınan Ev veya Araba Boşanmada Nasıl Paylaşılır?

Kredili mallarda peşinatın kaynağı, ödeme dönemleri ve mal rejimi sona erdiğinde kalan borç birlikte incelenir. Kredinin ne kadarının evlilik içindeki gelirlerle ödendiği ve hangi taksitlerin boşanma davasından sonraki döneme kaldığı belirlenmelidir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2015/16765 Esas, 2017/5041 Karar sayılı ve 04/04/2017 tarihli içtihadında, kredili taşınmazın tasfiyesinde ödeme dönemleri, taksitler ve krediyle karşılanan bölüm dikkate alınarak oranlama yapılması gerektiği açıklanmıştır.

Bu nedenle konutun bugünkü değerinden eski tarihli nominal kredi borcunu çıkarıp kalanı ikiye bölmek, her durumda doğru yöntem değildir. Satın alma bedeli, kredi sözleşmesi, ödeme tablosu ve güncel değer birlikte değerlendirilmelidir.


Mal Paylaşımında Hangi Tarih Esas Alınır?

Türk Medeni Kanunu’nun 225. maddesine göre boşanma kararı verilmesi hâlinde mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihten geçerli olmak üzere sona erer. Eşlerin ayrı yaşamaya başlaması tek başına aynı sonucu doğurmaz.

Ancak bu tarih, malın değerinin hesaplanacağı tarihle karıştırılmamalıdır. 228, 232 ve 235. maddeler uyarınca, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların o tarihteki durumları dikkate alınır; kural olarak tasfiye zamanındaki rayiç değerleri esas alınır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/8918 Esas, 2024/451 Karar sayılı ve 24/01/2024 tarihli içtihadında, karar tarihinden yaklaşık beş yıl önce belirlenen taşınmaz değerinin kullanılmasını hatalı bulmuş; karara en yakın tarihteki değerin belirlenmesi gerektiğini açıklamıştır.

Hangi malın hesaba gireceği ile o malın kaç lira üzerinden hesaplanacağı farklı meselelerdir.

Daha önce devredilmiş ve hesaba eklenecek mallar bakımından özel değerleme kuralları bulunduğundan, bütün malvarlığı kalemleri için aynı tarih üzerinden işlem yapılamaz.


Aldatan veya Kusurlu Olan Eş Mal Paylaşımından Yararlanabilir Mi?

Boşanmada kusurlu olmak, mal paylaşımı hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Nafaka, tazminat ve mal rejiminden doğan alacaklar farklı koşullara bağlıdır.

Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesinin ikinci fıkrası bunun önemli bir istisnasını düzenler. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde, hâkim kusurlu eşin artık değerdeki payını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya kaldırabilir.

Bunun için yalnızca sadakatsizlik iddiasının bulunması yeterli değildir; boşanma kararının dayandığı sebep önem taşır. Ayrıca azaltma veya kaldırma otomatik değildir. Bu düzenleme, kusurlu eşin bütün kişisel mallarının diğer eşe verilmesi anlamına da gelmez.


Boşanma Öncesinde Mallar Başkasına Devredilirse Ne Olur?

Malın devredilmiş olması, katılma alacağının mutlaka ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Türk Medeni Kanunu’nun 229. maddesine göre mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan, olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar hesaba eklenebilir. Aynı madde, mal rejimi devam ederken diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla yapılan devirleri de kapsar.

Alacağı azaltma kastıyla yapılan devirlerin incelenmesi yalnızca son bir yılla sınırlı değildir. Bununla birlikte her satış veya para çekme işlemi mal kaçırma sayılmaz; işlemin gerçek niteliği ve amacı araştırılır.

Bir değerin tasfiye hesabına eklenmesi ile üçüncü kişi adına olan tapunun iptali de farklıdır. Üçüncü kişilere yöneltilecek taleplerin koşulları ve süreleri ayrıca değerlendirilmelidir. Somut bir devir riski varsa uygun koruma tedbirlerinin zamanında talep edilmesi önemlidir.


Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımı Kendiliğinden Tamamlanır Mı?

Hayır. Anlaşmalı boşanma kararı, mal rejiminin de mutlaka tasfiye edildiği anlamına gelmez. Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında boşanmanın mali sonuçlarında anlaşılması ile mal rejiminin tasfiyesi aynı konu değildir.

Eşler mal paylaşımını protokolde düzenleyebilir. Ancak hangi malın kimde kalacağı, hangi ödeme karşılığında hangi hakların sona ereceği açık olmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2024/7 Esas, 2025/498 Karar sayılı ve 10/09/2025 tarihli içtihadında, protokol ve hükümde tasfiyeye ilişkin düzenleme bulunmayan olayda, duruşmada kullanılan “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” şeklindeki ifadelerin tek başına tasfiye veya feragat sayılamayacağı değerlendirilmiştir.

Buna karşılık açık, kapsamı belirli ve geçerli bir tasfiye anlaşması sonraki talepleri etkileyebilir. Bu nedenle protokol, duruşma beyanları ve mahkeme hükmü birlikte incelenmelidir.


Mal Paylaşımı Davası Hangi Mahkemede ve Ne Zaman Açılır? Süresi Nedir?

Mal rejiminin tasfiyesinden doğan uyuşmazlıklarda, 4787 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca kural olarak aile mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme ise Türk Medeni Kanunu’nun 214. maddesi ve ilgili yetki hükümlerine göre belirlenir.

Boşanma davası devam ederken mal paylaşımı davası açılabilir. Ancak boşanmaya bağlı tasfiyenin sonuçlandırılması için boşanma hükmünün kesinleşmesi beklenir. Dava açılması ile davanın esası hakkında karar verilmesi farklı aşamalardır.

Katılma alacağı bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. Süre, kural olarak boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlar.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı ve 17/04/2013 tarihli içtihadında, katılma alacağında bir yıllık süre yerine on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.

Dolayısıyla mal paylaşımı için boşanmadan sonra mutlaka bir yıl içinde dava açılması gerektiği bilgisi doğru değildir. Bununla birlikte üçüncü kişilere yöneltilecek özel taleplerin farklı süreleri bulunabilir; bütün talepler için aynı süre varsayılmamalıdır.


Mal Paylaşımında Hak Kaybı Yaşamamak İçin Nelere Dikkat Edilmeli?

Mal paylaşımında en önemli konulardan biri, malın edinilme ve ödeme geçmişini ortaya koyabilmektir. Tapu ve araç kayıtları, banka hareketleri, kredi ödeme tabloları, miras belgeleri ve aileden gelen paraya ilişkin kayıtlar bu nedenle önem taşır.

Belgelerin tamamının kişinin elinde bulunması şart değildir. İlgili kayıtların mahkeme aracılığıyla getirtilmesi mümkün olmakla birlikte, hangi malın ve hangi işlemin araştırılmasının istendiği somutlaştırılmalıdır.

Ayrıca katılma alacağı ile mehir alacağı gibi farklı hukuki dayanaklara bağlı talepler birbirine karıştırılmamalıdır. Protokolde yapılan bir ödemenin veya mal devrinin hangi borca karşılık geldiği açıkça belirtilmelidir.

Mal paylaşımı, nafaka, tazminat ve diğer aile hukuku uyuşmazlıkları aynı süreçte gündeme gelse de her talebin koşulları ayrı değerlendirilir. Doğru hesaplama, her malın kaynağının, borcunun ve katkı geçmişinin belirlenmesiyle mümkündür.


Yazar   : Av. Burak TAŞCI