Mehir Hakkı Yasal Bir Hak mı? 1024 687 Avukat Burak Taşcı

Mehir Hakkı Yasal Bir Hak Mı?

Tahmini Okuma Süresi: 9 dakika ⌛


Mehir; yalnızca dini nikah törenlerinde telaffuz edilen, geleneksel veya sembolik bir kavramdan ibaret sanılsa da hukuk sistemimiz, mehri sadece bir “dini gelenek” olarak görmez. Mehir; Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde tanımlanmış, dava edilebilir ve icraya konulabilir bir haktır.
Bu yazıda, mehrin sadece bir gelenek meselesi olmadığını, Türk Borçlar Kanunu ışığında kadının ekonomik geleceğini nasıl koruma altına aldığını inceleyeceğiz.

Mehir Nedir?

Mehir; kocanın evlenme anında veya devamı sırasında ya da evliliğin sona ermesi hâlinde kadına verdiği belirli bir mal, para veya ekonomik değeri olan armağandır.

Altın, nakit para, kıymetli eşya, araba, ev, arsa, tarla vb. mehir olarak belirlenebilmektedir.

Bu uygulama, kadının evlilik birliği içindeki ve sonrasındaki ekonomik güvenliğini teminat altına almak amacıyla öngörülmüştür.

Ödeme zamanına göre iki tür mehir bulunmaktadır;

  • Mehri Muaccel (Peşin Mehir): Nikah anında peşin ödenen mehre denir.
  • Mehri Müeccel (Ertelenmiş Mehir): Ödenmesi sonraya bırakılan mehre denir. Bu mehir türünde mehrin ödenmesi genellikle boşanma veya ölüm gibi evliliği sona erdiren bir şarta bağlanmıştır. Uygulamada en sık karşılaşılan tür budur.

Mehir Sadece Dini Bir Akit Midir?

Toplumdaki en büyük yanılgı, mehirin laik hukuk düzeninde bir karşılığı olmadığıdır. Oysa Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 1959/14 E. 1959 K. sayılı ve 02.12.1959 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı, mehirin Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir hukuki ilişki olmadığını ve sözleşme serbestisi kapsamında değerlendirildiğini onlarca yıl önce ortaya koymuştur.

Türk hukuk sisteminde mehir, doğrudan Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş bir kurum olmamasına rağmen, toplumsal uygulamadaki yaygınlığı ve taraflar arasında bir borç ilişkisi doğurma niteliği sebebiyle yargı kararları ve doktrin ile şekillenmiş bir hukuki müessesedir. Bu bağlamda mehir, kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı bir unsur barındırmadığı sürece yasal bir haktır.


Mehrin Hukuki Niteliği: Bağışlama Vaadi Sözleşmesi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/451 E. 2019/355 K. sayılı ve 26.03.2019 tarihli kararında da benimsendiği üzere mehir, Türk Borçlar Kanunu kapsamında bir “bağışlama vaadi” olarak nitelendirilmektedir. Bu hukuki niteleme, mehir alacağının yalnızca dini bir vecibe değil, aynı zamanda sözleşmeyle korunan bir alacak hakkı olduğunu ifade eder. Anılan HGK kararında mehirin; geçerli bir sözleşmesel ilişki olduğu, koca dışında üçüncü kişilerin de bu yükümlülüğü üstlenebileceği ve mehri müeccelin TBK m.288 ekseninde bağışlama vaadi olarak ele alındığı görülmektedir. 
Mehrin “bağışlama vaadi” olarak kabul edilmesi, bu alacağın ispatı ve geçerliliği noktasında TBK m.285 ve devamı maddelerinde yer alan bağışlama hükümlerinin uygulanmasını zorunlu kılar.

Yürürlükteki hukukumuzda mehrin yeri ve niteliği şu temel esaslar çerçevesinde belirlenmiştir:


Geçerlilik ve Şekil Şartları

Mehir senedinin hukuken geçerli bir hak doğurabilmesi için TBK m. 288 uyarınca sıkı şekil şartlarına tabi olduğu kabul edilmektedir.
  • Yazılılık Şartı: Bir bağışlama vaadi olan mehir sözleşmesinin geçerli olabilmesi için mutlaka yazılı şekilde yapılması gerekir. Sözlü olarak kararlaştırılan mehir, hukuken geçersiz sayılmaktadır.
  • İmza Şartı: Mehir senedinin borç doğurabilmesi için senedin borçlu (koca veya üçüncü bir kişi) tarafından bizzat imzalanmış olması şarttır. İmzasız mehir senedinin delil değeri yoktur. Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin 2020/4902 E. 2020/5437 K. sayılı ve 05.11.2020 tarihli kararında; mehir eşyalarının senede bağlandığı öne sürülmesine karşın sunulan belgenin imzasız olması durumunda, söz konusu imzasız belgenin ispat gücü olmadığı ifade edilmiştir.
  • Resmi Şekil (Taşınmazlar İçin): Mehir olarak bir taşınmazın devri veya taşınmaz üzerinde ayni bir hak tesisi vaat edilmişse, bu işlemin geçerli olabilmesi için noter veya tapu memuru huzurunda resmi şekilde yapılması zorunludur. Adi yazılı şekilde yapılan taşınmaz bağış vaatleri hukuken geçersizdir.

İspat Rejimi ve Tanıkla İspat Yasağı

Mehir davalarında en sert hukuki mücadele “ispat” aşamasında verilir. Uygulamada mehir borçlusunun en yaygın savunması, “Altınları düğünde zaten taktım” veya “Yazılı bir mehir senedine imza atmadım” şeklindedir. İşte bu noktada ispat yükü devreye girer.

  • Yazılı belge (mehir senedi) zorunluluğu (TBK m.288): Mehir; yerleşik içtihatlar doğrultusunda yürürlükteki hukukumuzda bağışlama vaadi niteliğinde kabul edildiğinden ve bağışlama sözü vermenin geçerliliği kanunda açıkça yazılı şekil şartına bağlandığından mehir alacağı ancak ve ancak yazılı belge (mehir senedi) ile ispatlanabilir.
  • Senede Karşı Tanıkla İspat Yasağı (HMK m.201): Eğer taraflar arasında yazılı bir mehir senedi varsa, bu senet kesin delil hükmündedir. HMK m.201 uyarınca, senede bağlı bir iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hükmünü ortadan kaldıracak yazılı belgeler dışında tanıkla ispat edilemez. Koca, “ödedim” veya “altınları verdim” diyorsa, bunu ancak mehir senediyle aynı kuvvette yazılı bir belge (ödeme makbuzu, ibraname, mehir alacağından feragat edildiğini gösterir anlaşmalı boşanma protokolü vb.) veya yemin delili ile kanıtlayabilir, tanık dinlenemez.
  • Manevi İmkânsızlığın Sınırı (HMK m.203): Normal şartlarda eşler, altsoy ve üstsoy gibi yakın hısımlar arasındaki borç ilişkilerinde “manevi imkânsızlık” nedeniyle senetle ispat şartı aranmaz ve tanık dinletilebilir (HMK m. 203/1-a). Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1538 E. 2020/485 K. sayılı ve 30.06.2020 tarihli kararı bu duruma net bir istisna getirir. Dolayısıyla, elinde mehir senedi olan bir kadın karşısında, yakın hısım olan koca dahi “tanık dinleterek” mehir borcundan kurtulamaz.

İspat Yönünden Güçlü Bir Mehir Senedi Nasıl Olmalı?

Mehir senedinin geçerliliğinin kanunda yazılı şekil şartına bağlandığından söz ettik. Peki ispat zorlukları çıkarmaması için bir mehir senedi nasıl hazırlanmalıdır?

  • Miktar ve Tür-Cins Belirliliği: Mehir senedi, mahiyeti itibarıyla bir bağışlama vaadi sözleşmesi olduğundan, sözleşmenin konusunu teşkil eden değerlerin “belirlenebilir” olması önemlidir. Senet metninde vaat edilen eşyaların veya nakdi değerlerin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde, nevi ve miktar bazında somutlaştırılması gerekir. Örneğin; “bir miktar altın” veya “uygun görülen ziynet eşyası” gibi gayrimuayyen ve muğlak ifadeler, yargılama aşamasında ispatın imkânsız hale gelmesine sebebiyet verebilir. Bunun yerine, “200 gram 22 ayar altın bilezik” veya “10 adet tam cumhuriyet altını” ya da “2026 model, Audi A5 Sportback 40 TDI quattro Advanced S tronic paket, gri renkli, sıfır kilometre otomobil” gibi net ve spesifik tanımlamalar kullanılmalıdır.
  • Tarih Unsurunun İspat Kolaylığı ve Zamanaşımı Sürelerine Etkisi: Mehir senedinin geçerliliği için kanunda zorunlu bir tarih şartı öngörülmemiş olsa da senedin düzenlenme tarihinin yazılı olması hakkın doğum anının tespiti için; vade tarihinin yazılı olması ise muacceliyet ve zamanaşımı sürelerinin hesaplanması bakımından avantaj sağlar. Senede bir vade konulmuşsa, 10 yıllık genel zamanaşımı süresi bu tarihten itibaren işler; bir vade belirlenmemişse boşanma kararının kesinleşmesi veya kocanın ölüm tarihinden itibaren süre işlemeye başlar. Tarih içeren bir senet, borcun hangi hukuki şartlar ve dönem altında üstlenildiğini kanıtlayarak, “sonradan düzenleme” veya “sahtelik” gibi itirazların önüne geçer.
  • Teslim Olgusunun Senede Derci: İspat yükünün dağılımı açısından senedin içeriğinde ziynetlerin “teslim edildiği” veya “ileride teslim edileceği” yönündeki ifadeler hayati önem taşır. “Teslim aldım” ibaresini içeren imzalı bir senet karşısında kadın, altınların kendisinde kalmadığını ispatlamakla yükümlü hale gelirken; “verilecektir” veya “hibe edilecektir” şeklindeki vaatlerde, ödeme yapıldığını ispat yükü doğrudan koca üzerindedir. Bu nedenle, senedin yalnızca bir borç ikrarı mı yoksa bir teslim tutanağı mı olduğu hususu, kullanılan lafzi ifadelerle netleştirilmelidir.

Mehir Hakkı Ne Zaman Kaybolur?

Türk medeni hukuku ve usul hukuku pratiğinde, İslam hukukundan tevarüs eden ancak modern hukuk sistemimizde bağışlama vaadi niteliğiyle hayat bulan mehir alacağı; ispat ve talep edilebilirlik açısından sıkı kurallara tabidir. Mehir alacağı hakkını ortadan kaldıran veya bu hakkın tahsilini imkânsız kılan durumlar; ispat vasıtalarının yokluğu, iradi vazgeçme ve zamanaşımı olmak üzere üç temel başlık altında toplanmaktadır:

Yazılı Mehir Senedinin Yokluğu ve İspat Rejimi Sınırları

Mehir alacağının varlığına ilişkin uyuşmazlıklarda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca kesin delille ispat zorunluluğu esastır. Mehir alacağı iddiasının kural olarak yazılı mehir senedi ile ispatlanması gerekir. Yazılı bir mehir senedinin bulunmadığı hallerde, davacı kadının iddiasını kanıtlayabilmesi için geriye yalnızca sınırlı sayıdaki kesin delil türleri kalmaktadır.
  • İkrar İstisnası:  Eğer yazılı bir mehir senedi yoksa; davalı kocanın mahkeme huzurundaki ikrarı; yani borcun varlığını açıkça kabul etmesi halinde örneğin davalı koca mahkeme önünde duruşmada veya mahkemeye verdiği dilekçelerde “eşime mehir sözü verdim, doğrudur, kabul ediyorum” şeklinde beyanlarda bulunur ise mehir iddiası uyuşmazlık konusu olmaktan çıkar. HMK m.188/1 uyarınca “tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez”.
  • Yemin Delili: Eğer yazılı bir mehir senedi yoksa ve karşı taraf ikrarda bulunmuyorsa; davanın reddine karar verilmeden önce yemin deliline dayanılmış ise ispat yükü altındaki tarafa (kadına), karşı tarafa (mehir senedi borçlusuna) yemin teklif etme hakkı mahkemece hatırlatılmalıdır. Karşı taraf yemin ederek mehir iddiasını inkar ederse dava reddedilir; yeminden kaçınırsa iddia ispatlanmış sayılır.

Bu iki istisna dışında, mehir iddialarının salt tanık beyanlarıyla kanıtlanması, karşı tarafın açık muvafakati yoksa hukuken mümkün değildir.


Mehir Alacağından Vazgeçme, Feragat ve İbra

Mehir alacağı; kadının şahsi mülkiyetinde olan bir alacak hakkı olduğundan, kadının bu haktan serbest iradesiyle vazgeçmesi mümkündür. Uygulamada sıklıkla görülen ve hakkı ortadan kaldıran iradi durumlar şunlardır:
  • Anlaşmalı Boşanma Protokolleri: Tarafların TMK m. 166/3 uyarınca hazırladıkları anlaşmalı boşanma protokolünde; “mehir alacağı dahil tüm maddi ve manevi haklarımdan feragat ediyorum” veya “tarafların birbirlerinden mehir senedine dayalı bir alacağı kalmamıştır” şeklindeki açık ibareler, mehir hakkını hukuken sona erdirir. Bu sebeple mehir alacağı konusunda açık bir anlaşmaya varılmamış ise anlaşmalı boşanma protokolünde mehir hakkının saklı tutulması çok önemlidir.
  • İbraname ve Feragat Belgeleri: Evlilik devam ederken veya sona erdiğinde, mehir hakkından doğrudan vazgeçildiğine dair düzenlenen bir ibraname veya feragatname, borcu itfa eden bir hukuki işlemdir. Senede bağlanmış bir alacaktan vazgeçildiğinin de yine senede eşdeğer yazılı bir belge ile kanıtlanması zorunludur.

Zamanaşımı Def’i ve Muacceliyet Süreçleri

Mehir alacağı talepleri, Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine göre 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı süresi, alacağın muaccel (istenebilir) hale geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
  • Vade Belirlenmişse: Mehir senedinde net bir ödeme tarihi (vade) yazılmış ise, bu tarihin üzerinden 10 yıl geçmesiyle mehir alacağı zamanaşımına uğrar.
  • Vade Belirlenmemişse: Senede net bir tarih konulmamış ise kural olarak evlilik birliğinin sona ermesiyle mehir alacağı muaccel hale gelir. Bu durumda;
    • Boşanma halinde: Boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren,
    • Vefat halinde: Kocanın ölüm tarihinden itibaren 10 yıl geçmesiyle mehir alacağı zamanaşımına uğrar.

Hukuki Sonuç: Davalı taraf yargılama sırasında usulüne uygun olarak zamanaşımı def’i ileri sürerse ve 10 yıllık süre dolmuşsa, mahkeme işin esasına girmeden zamanaşımı sebebiyle davayı reddedecektir.

Özetle; mehir hakkı, imzalı bir mehir senediyle güvence altına alınmadığında ispat engeline; protokol veya ibra ile feragat edildiğinde davanın esastan reddine; 10 yıllık süre geçirildiğinde ise zamanaşımı engeline takılarak ortadan kalkmaktadır.

Sonuç

Mehir, sadece geçmişten gelen bir dini konu veya gelenek değil, modern Türk hukukunda kadının mali bağımsızlığını koruyan güçlü bir “bağışlama vaadi” sözleşmesidir. Boşanma aşamasında bu hakkın doğru yönetilmesi, doğru delillerle mahkemeye sunulması ve özellikle protokollerde feragat tuzağına düşülmemesi hayati önem taşır. Her dava kendi iç dinamiklerini taşıdığından her somut olayın ayrıca ele alınması gerektiğinden mehir konusundaki uyuşmazlıklarınız için bir aile hukuku avukatı ile çalışmanız yararınıza olacaktır.

Sık Sorulan Sorular

Mehir hakkı; hukukumuzda güvence altına alınan bir haktır. Mehir; sıkı şekil şartlarına bağlı bir konu olduğundan kişiye özgü inceleme ve hukuki değerlendirme yapılmadan adım atılması hak kaybına sebebiyet verebilir. Uygulamada sık sorulan sorular ve kısa cevapları aşağıda derlenmiştir. Detaylı bilgi için hukuki danışmanlık almanız tavsiye edilir.


Düğünde takılan altınlar mehir sayılır mı?

Hayır. Düğünde takılan altınlar kural olarak ziynet eşyasıdır, mehir değildir. Ancak açıkça “mehir olarak verildiği” ispatlanırsa mehir sayılabilir.


Mehir ile ziynet alacağı aynı şey mi?

Hayır. İkisi farklı hukuki taleplerdir ve ayrı ayrı istenebilir. Özellikle mehri müeccel, ödenmesi sonraki bir tarihe bırakıldığından ziynet alacağı ile köklü şekilde ayrışmaktadır.

  • Mehir: Evlilik nedeniyle kararlaştırılıp peşin verilen veya ödemesi gelecekteki bir zamana bırakıldığında bağışlama vaadi niteliği taşıyan bir alacaktır.

  • Ziynet: Düğünde takılan hediyelerdir.


Erkek mehri ödemezse ne yapılabilir?

Mehir alacağı ödenmez ise kadın;

  • İcra takibi başlatabilir.

  • Dava açabilir.


Mehir hangi dava ile istenebilir?

Mehir talebi boşanma davasının içinde talep edilebilir veya ayrı bir dava açarak ileri sürülebilir.


Boşanma davası açmadan mehir istenebilir mi?

Eğer vade tarihi gelmiş ise boşanmaya gerek olmadan mehir talep edilebilir. Mehir, niteliği gereği kişisel mal kabul edilir. Bu sebeple boşanma davası açılmamış olması ve evliliğe devam ediliyor olması mehir davası açılmasına engel değildir.

Ancak mehri müeccelde, vade tarihi açıkça belirlenmemişse veya şarta bağlanmış mehirde şart halen gerçekleşmemiş ise; mehrin kural olarak evliliğin sona ermesi (ölüm veya boşanma) halinde ödenmesi gerektiğinden bu halde boşanma davası açılmadan mehir istenemez.


Boşanmadan sonra mehir istenebilir mi?

Evet, özellikle mehri müeccelde, mehir senedinden vade günü açıkça anlaşılmıyor ise boşanmanın kesinleştiği gün mehir alacağı muaccel hale gelmiş olur ve boşanma davasının kesinleştiği tarihten sonra 10 yıllık zamanaşımı süresine dikkat edilerek istenebilir.


Boşanma davasını kadın açarsa mehir hakkını kaybeder mi?

Hayır, davayı kimin açtığı önemli değildir. Boşanma davasını kadın açtı diye mehir hakkı kaybolmaz.


Boşanmada kadın kusurlu bulunursa mehir hakkını kaybeder mi?

Hayır, mehir alacağı boşanmada kimin kusurlu olduğuna bağlı olarak değişen bir hak değildir.


Aldatan kadın mehir alabilir mi?

Evet, alabilir. Zina, aldatma ve sadakatsizlik boşanma sebepleridir, ancak mehir; kişisel mal kabul edildiğinden hangi boşanma sebebi ile boşanmanın gerçekleştiği mehir hakkını hiçbir şekilde etkilemez.


Yazar   : Av. Burak TAŞCI


Yazıda faydalanılan içtihatlar: