Manevi Tazminat Davalarında Yeni Dönem 1024 683 Avukat Burak Taşcı

Manevi Tazminat Davalarında Yeni Dönem

Tahmini Okuma Süresi: 9 dakika ⌛


“Manevi tazminat davası kısmen ret olursa karşı vekâlet ücreti çıkar mı?”

Bu sorunun cevabı, uzun yıllar boyunca uygulamada davacı aleyhine sonuçlar doğurmuş ise de Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla birlikte uygulama köklü biçimde değişmiştir.

Anayasa Mahkemesi 25.12.2024 tarihli ve 2024/29 Esas, 2024/226 Karar sayılı kararı ile manevi tazminat davaları yönünden HMK m.326/2 iptal edilmiştir.

14.12.2025 sonrası yeni dönemde manevi tazminat davalarında kısmen ret halinde artık davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmeyecek.


Manevi Tazminatın Hukuki Niteliği ve Hakimin Geniş Takdir Yetkisi

Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi ve Türk Medeni Kanunu’nun 25. maddesi uyarınca manevi tazminat, kişilik hakkı ihlallerinde zarara uğrayan kişiye “uygun bir miktar para” ödenmesi suretiyle manevi dengenin sağlanmasını amaçlar. Kanun koyucu, bilinçli bir tercihle, bu miktarın nasıl hesaplanacağına ilişkin objektif bir formül öngörmemiş; değerlendirmeyi hâkimin takdirine bırakmıştır.

Bu takdir yetkisi; ihlalin ağırlığı, kusurun derecesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, olayın etkileri ve benzeri birçok unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektirmekte ise de manevi tazminatın formüle edilebileceği herhangi bir hesaplama yöntemi bulunmadığından hâkimin takdir yetkisi oldukça geniştir. Bu nedenle manevi tazminat davalarında, davacı tarafından talep edilen miktarın yargılama sonunda aynen kabul edilmesi istisnai bir durumdur. Uygulamada çoğu dosyada mahkeme, talep edilen miktardan daha düşük bir tutara hükmetmektedir. Dolayısıyla manevi tazminat davalarında “kısmen kabul – kısmen ret” kararı, olağan bir yargılama sonucudur.

Öte yandan manevi tazminat, bölünebilir nitelikte bir alacak kalemi değildir. Bu yönüyle maddi tazminat ve diğer parasal alacak taleplerinden ayrılmaktadır.

Maddi tazminat taleplerinde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesi uyarınca kısmi dava açılması; yargılama sırasında bilirkişi incelemesi ile zarar miktarı belirlendikten sonra ıslah veya talep artırımı yoluyla talebin hükme esas alınacak miktara yükseltilmesi hukuken mümkündür.

Buna karşılık manevi tazminat taleplerinde, alacağın niteliği gereği kısmi dava yoluna gidilmesi ve sonradan ek dava ya da ıslah yoluyla talebin artırılması mümkün değildir. Manevi tazminatın miktarı, dava açıldığı anda davacının talebiyle belirlenir ve bu talep, yargılama sürecinde maddi tazminatta olduğu gibi tamamlayıcı biçimde genişletilemez.

Bu noktada ayrıca taleple bağlılık ilkesinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca mahkeme, tarafların talebiyle bağlıdır ve davacının talep ettiğinden daha fazlasına hükmedemez. Dolayısıyla manevi tazminat davasında, mahkeme her ne kadar takdir yetkisine sahip olsa da, bu yetki davacının talep ettiği miktarın üstüne çıkacak şekilde kullanılamaz.

Bu durum, manevi tazminat davalarında talep miktarının davanın başında net ve bilinçli biçimde belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Zira davacı, bir yandan manevi tazminatın bölünemezliği nedeniyle talebini sonradan artırma imkânına sahip değilken, diğer yandan taleple bağlılık ilkesi gereği mahkemenin talep edilen miktarın üzerinde bir manevi tazminata hükmetmesi de mümkün değildir.

Bu yönüyle manevi tazminat davaları, hem hâkimin geniş takdir yetkisi hem de talep özgürlüğünün yapısal sınırları birlikte değerlendirildiğinde, “kısmen kabul – kısmen ret” kararlarının neden olağan bir yargılama sonucu olarak ortaya çıktığını açıkça göstermektedir.


Manevi Tazminat Davalarında Kısmen Kabul – Kısmen Ret Halinde Uygulamada Yaşanan Sorunlar (İptal Kararı Öncesi)

Her ne kadar manevi tazminat davalarında “kısmen kabul – kısmen ret” kararı, olağan bir yargılama sonucu ise de Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önceki uygulamada, bu olağan sonuç, davacı bakımından ciddi ve çoğu zaman hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurmaktaydı.

Zira manevi tazminatın miktarı, dava açılırken davacı tarafından objektif olarak belirlenebilir bir ölçüte dayanmadığı hâlde, mahkemenin talep edilen tutardan daha düşük bir miktara hükmetmesi, davacının “kısmen haksız” sayılmasına yol açmakta; bu durum ise reddedilen kısım üzerinden davalı lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri yüklenmesi sonucunu doğurmaktaydı. Başka bir ifadeyle, kişilik hakkı ihlal edildiği mahkemece kabul edilen davacı, sırf talep ettiği miktarın tamamı mahkemece uygun bulunmadığı için karşı tarafın avukatlık ücretini ödeme riskiyle karşı karşıya kalıyordu.

Bu uygulama, manevi tazminat davalarının doğasına uygun olmayan bir fiilî baskı yaratmış; davacıları, yaşadıkları manevi zararın ağırlığına uygun bir talepte bulunmak yerine, karşı vekâlet ücreti riskini minimize etmeye yönelik daha düşük ve temkinli taleplerle dava açmaya zorlamıştır. Uygulamada, yüksek manevi tazminata hükmedilmesi mümkün olan birçok dosyada dahi, davacıların sırf bu risk nedeniyle taleplerini bilinçli şekilde aşağı çektiği görülmekteydi.

Somutlaştırmak gerekirse; iptal kararı öncesindeki uygulamada, 50.000 TL manevi tazminat talebiyle dava açan bir davacının davasının 25.000 TL yönünden kısmen kabul, 25.000 TL yönünden kısmen reddedildiğini varsayalım. Bu durumda, yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, reddedilen kısım üzerinden davalı lehine 25.000 TL vekâlet ücretine hükmedilmekte olduğundan davacı bir bakıma davada hak ettiği 25.000 TL manevi tazminatı fiilen karşı taraf vekiline ödemek zorunda kalıyordu.

Bu tablo, manevi tazminat davası açmayı düşünen kişiler bakımından ciddi bir caydırıcı etki yaratmaktaydı. Zira davacı, dava açarken “ne kadar manevi tazminat isteyeceğim” sorusunu, yaşadığı ihlalin ağırlığına göre değil; hangi tutarı talep edersem davam tam kabul ile sonuçlanır ve karşı vekâlet ücreti ödeme riskine girmem düşüncesiyle değerlendirmek zorunda kalmaktaydı. Bu nedenle uygulamada, mahkemenin muhtemel hükmedebileceği miktarın dahi altında taleplerle dava açıldığı sıkça görülmekteydi.

Başka bir ifadeyle, mahkemenin 25.000 TL manevi tazminata hükmedebileceği bir dosyada dahi, davacı sırf karşı vekâlet ücreti riskini bertaraf edebilmek amacıyla 15.000 TL gibi daha düşük bir talep ile dava açmakta; bu suretle daha yargılamanın başında talep özgürlüğü fiilen daralmakta ve davacı manevi zararındaki parasal telafisinin bir kısmını davanın başında peşinen feda etmek zorunda kalmaktaydı. Bu durum, manevi tazminatın zarar giderimi amacına ve hak arama özgürlüğünün etkin kullanımına açıkça aykırı bir sonuç doğurmaktaydı.

Sonuç itibarıyla kısmen kabul – kısmen ret kararları, manevi tazminat davalarında istisnai değil olağan bir yargılama sonucu olmasına rağmen, bu sonucun davacı aleyhine otomatik olarak mali bir yaptırıma dönüşmesi; hak arama özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratmış ve manevi tazminat davası açmayı fiilen zorlaştıran bir uygulamaya yol açmıştı.


Anayasa Mahkemesinin Manevi Tazminat Davaları Yönünden HMK m.326/2 İptal Kararı ve Uygulamaya Etkileri (Yeni uygulama: 14 Aralık 2025 sonrası dönem)

Manevi tazminat davası, yargılama pratiğinde hakim takdir alanının en geniş olduğu dava türlerinden biridir. Bunun temel nedeni, manevi zararın maddi zarar gibi somut ve ölçülebilir olmaması; miktarın kanun koyucu tarafından bilinçli olarak hâkimin takdirine bırakılmasıdır.

Buna rağmen uzun yıllar boyunca, manevi tazminat davalarında talep edilen miktarın bir kısmının reddedilmesi, davacı bakımından yalnızca talebin azalması sonucunu değil, aynı zamanda karşı taraf lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri yükünü beraberinde getirmiştir.

manevi tazminat davası hakkında anayasa mahkemesi iptal kararı

Anayasa Mahkemesi 25.12.2024 tarihli ve 2024/29 Esas, 2024/226 Karar sayılı kararıyla, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin ikinci fıkrasını manevi tazminat davaları yönünden iptal etmiştir. Karar, 14.03.2025 tarihli ve 32841 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış; iptal hükmünün yürürlüğü Anayasa Mahkemesi tarafından dokuz ay ertelenerek 14.12.2025 olarak belirlenmiştir.

Buna göre 14.12.2025 tarihinden itibaren, manevi tazminat davalarında kısmen kabul – kısmen ret kararı verilmesi halinde reddedilen kısım üzerinden davalı lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri paylaştırılması yapılması mümkün değildir.


Anayasa Mahkemesi Kararının Gerekçesi: Manevi Tazminatın Niteliği ve Hak Arama Özgürlüğü

Anayasa Mahkemesi 25.12.2024 tarihli ve 2024/29 Esas, 2024/226 Karar sayılı kararında, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin ikinci fıkrasını manevi tazminat davaları yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal ederken, değerlendirmesini teknik bir “yargılama gideri” tartışmasının ötesine taşımış; meseleyi doğrudan manevi tazminatın hukuki niteliği ve hak arama özgürlüğü ekseninde ele almıştır.

Kararın merkezinde şu temel tespit yer almaktadır: Manevi tazminat, miktarı önceden belirlenebilen veya objektif ölçütlerle hesaplanabilen bir alacak değildir. Türk Borçlar Kanunu ve Türk Medeni Kanunu, manevi tazminat bakımından hâkime geniş bir takdir yetkisi tanımış; kanun koyucu “uygun bir miktar” gibi bilinçli olarak belirsiz ifadeler kullanmıştır. Bu durum, manevi tazminat davalarında yargılama sonunda hükmedilecek miktarın, dava açılırken davacı tarafından öngörülebilmesini fiilen imkânsız hâle getirmektedir.

Anayasa Mahkemesi, tam da bu noktada, HMK m.326/2’nin manevi tazminat davalarına uygulanmasının yarattığı sonucu sorunlu bulmuştur. AYM’ye göre davacı, talep ettiği manevi tazminatın bir kısmının reddedilmesi ihtimalini her zaman cebinde taşımakta; davada kısmen ret ihtimali, davacı aleyhine karşı vekâlet ücreti ve yargılama gideri doğurması bakımından takdir alanı tamamen hâkime bırakılmış bir dava türünde davacıya ölçüsüz bir mali külfet yüklemektedir.

Kararda açıkça vurgulanan bir diğer önemli husus, bu külfetin yalnızca davayı kaybeden kişiye değil, davası kısmen kabul edilen, yani haklılığı mahkemece tespit edilen kişiye de yönelmesidir. Başka bir ifadeyle, kişilik hakkının ihlal edildiği kabul edilen davacı, sırf talep ettiği miktar mahkemece “fazla” bulunduğu için, karşı tarafın avukatlık ücretini ödeme riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Anayasa Mahkemesine göre bu durum, hak arama özgürlüğünün özüyle bağdaşmamaktadır.

AYM, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının, yalnızca teorik olarak dava açabilme imkânını değil, bu hakkın fiilen ve makul koşullarda kullanılabilmesini de kapsadığını belirtmiştir. Manevi tazminat davalarında, talep edilen miktarın bir kısmının reddedilmesi ihtimali üzerinden karşı vekâlet ücreti tehdidi oluşturulmasının, kişileri dava açmaktan caydırıcı bir etki doğurduğu; bu yönüyle mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz biçimde sınırladığı kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, ölçülülük incelemesinde ayrıca şuna da dikkat çekmiştir: Yargılama giderlerine ilişkin düzenlemelerin meşru bir amacı bulunmakla birlikte, bu amaca ulaşılırken manevi tazminat gibi özel nitelikli bir dava türünde davacının üstlendiği riskin, katlanılabilir sınırları aşmaması gerekir. Oysa HMK m.326/2’nin manevi tazminat davalarına aynen uygulanması, davacı açısından öngörülemez ve ağır sonuçlar doğurmakta; bu da ölçülülük ilkesini ihlal etmektedir.

Bu gerekçelerle Anayasa Mahkemesi, HMK m.326/2 hükmünü manevi tazminat davaları yönünden iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, manevi tazminat davalarında uzun süredir eleştirilen bir uygulamayı sona erdirmiştir. İptal kararı, yargılama giderleri üzerinden dolaylı biçimde kurulan baskıyı kaldırarak, kişilik hakları ihlal edilen bireylerin manevi tazminat davası açarken mahkemeye erişimini kuvvetlendirmektedir. Bu yönüyle söz konusu iptal kararı, hak arama özgürlüğü bakımından önemli bir eşik niteliği taşımaktadır.


Sık Sorulan Sorular

Yeni uygulamaya yönelik akla gelen ilk sorular aşağıda kısaca yanıtlanmıştır:


14 Aralık 2025’ten önce açılmış ve hâlen açık olan manevi tazminat davalarında hangi uygulama geçerli olacak?

Anayasa Mahkemesinin HMK m.326/2’ye ilişkin iptal kararı, yürürlüğe girdiği tarih olan 14.12.2025’ten sonra verilecek kararlar bakımından sonuç doğuracaktır. Bu nedenle, dava açılış tarihi 14 Aralık 2025’ten önce olsa dahi, mahkeme kararını bu tarihten sonra verirse, manevi tazminat yönünden kısmen kabul – kısmen ret kararı verilmesi halinde davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekir.


14 Aralık 2025’ten önce açılmış ve istinaf veya temyiz aşamasında bulunan manevi tazminat davalarında ne olacak?

İstinaf veya temyiz aşamasında bulunan dosyalarda belirleyici olan husus, 14.12.2025 tarihinden sonra yeni bir hüküm kurulup kurulmadığı olacaktır. Yeni hüküm kurulması hâlinde Anayasa Mahkemesinin iptal kararı uygulanacak; kararın aynen onanması hâlinde ise önceki uygulama geçerliliğini sürdürecektir.


Manevi tazminat davası kısmen ret değil, tamamen ret ile sonuçlanırsa davalı lehine vekalet ücretine hükmedilecek mi?

Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, kısmen kabul – kısmen ret durumuna ilişkindir. Manevi tazminat talebinin tamamen reddedilmesi halinde, davacının haksız çıktığı kabul edileceğinden, yargılama giderleri ve karşı vekâlet ücreti yönünden genel kurallar uygulanmaya devam edecektir. Dolayısıyla iptal kararı, manevi tazminat davalarında her durumda karşı vekâlet ücretini ortadan kaldırmamaktadır.


Maddi tazminat davalarında da aynı uygulama geçerli olacak mı?

Kural olarak hayır. Anayasa Mahkemesi’nin HMK m.326/2’ye ilişkin 25.12.2024 tarihli iptal kararı, manevi tazminat davaları bakımından geçerlidir. Maddi tazminat taleplerinde, tazminat miktarı objektif olarak hesaplanabilir nitelikte olduğundan, HMK m.326/2 hükmü uygulanmaya devam edecek ve kısmi kabul – kısmi ret halinde yargılama giderleri ile vekâlet ücreti haklılık oranına göre paylaştırılacaktır.

Bunun istisnası, kamulaştırmasız el atma sebebine dayalı tazminat davalarıdır. Anayasa Mahkemesi 30.11.2023 tarihli ve 2023/101 Esas, 2023/207 Karar sayılı kararı ile, HMK m.326/2 hükmünü bu dava türü yönünden de iptal etmiştir. Bu nedenle, manevi tazminat ve kamulaştırmasız el atma davaları dışındaki maddi tazminat taleplerinde genel uygulama geçerliliğini korumaktadır.

Bir diğer istisna ise boşanma davasının fer’i niteliğinde istenen maddi tazminat miktarının mahkemece tamamen kabul edilmemesi halinde davalı lehine vekalet ücretine takdir edilmemesidir. Bu uygulama önceden olduğu gibi halen geçerliliğini korumaktadır.


Manevi ve maddi tazminat talepleri birlikte ileri sürülmüşse ne olacak?

Bu durumda talepler ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Manevi tazminat yönünden kısmen ret kararı verilmesi halinde karşı vekâlet ücreti uygulanmayacak; maddi tazminat yönünden ise HMK m.326/2 uyarınca haklılık oranına göre yargılama gideri ve vekâlet ücreti değerlendirmesi yapılacaktır. Uygulamada mahkemelerin bu ayrımı açıkça ortaya koyması gerekecektir.


Manevi tazminat talep edilirken artık sınırsız miktar istenebilecek mi?

Hayır. Manevi tazminat miktarının belirlenmesi hâlen hâkimin takdirindedir ve talep edilen tutarın somut olayla uyumlu, ölçülü ve hukuki gerekçelere dayanması gerekir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, yalnızca kısmen ret nedeniyle karşı vekâlet ücreti tehdidi oluşturulmasını ortadan kaldırmıştır; ölçüsüz, dayanaksız veya fahiş miktardaki talepleri meşrulaştırmamaktadır. Nitekim manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olamayacağı yönündeki yerleşik ilke, bu karardan sonra da geçerliliğini korumaktadır.

Öte yandan, manevi tazminat talep edilen miktar davada harca esas değer olacağından ve dava değeri üzerinden nispi peşin harç ödenmesi gerektiğinden, talep miktarının somut olayın özellikleri dikkate alınarak ölçülü şekilde belirlenmesi, manevi tazminat davası açarken mahkemeye ödenecek harç miktarı bakımından davacının makul olmayan ödemeler yapmasının önüne geçecektir.


Yazar   : Av. Burak TAŞCI