boşanma davası açmadan önce
Boşanma Davası Açmadan Önce Bilmeniz Gerekenler 1024 683 Avukat Burak Taşcı

Boşanma Davası Açmadan Önce Bilmeniz Gerekenler

Tahmini Okuma Süresi: 14 dakika ⌛


Boşanma süreci duygusal yükü kadar hukuki sonuçları da ağır olan bir süreçtir. Bu süreçte atacağınız her adımın hukuki bir sonucu, atmadığınız her adımın da bir bedeli olabilir. Birçok kişi boşanma sürecine hazırlıksız başlıyor ve daha ilk aşamada farkına varmadan ciddi hak kayıpları yaşıyor. Oysa boşanma davası açmadan önce bilinmesi gereken kritik noktalar, hem sürecin gidişatını belirler hem de sizi risklerden korur.

Bu yazımızda, boşanmaya adım atmadan önce mutlaka göz önünde bulundurmanız gereken en önemli beş hukuki adıma yakından bakacağız.

İçindekiler
1) Boşanma Davası Açmadan Önce Bilmeniz Gerekenler

Delil topla

Boşanma davasında, “haklıyım” demek tek başına yetmez; iddiasını ispat edemeyen taraf çoğu zaman haksız duruma düşer. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi ve HMK madde 190 uyarınca, hakkını bir vakıaya dayandıran taraf o vakıayı ispatla yükümlüdür. Boşanmada da genel kural budur. Zina, şiddet, güven sarsıcı davranış vb. hangi boşanma sebebine dayanıyorsanız, bunu delille desteklemek zorundasınız.

TMK madde 184’e göre hakim, boşanma sebebi olan olayların ispatlandığına “vicdani kanaat” getirmedikçe boşanmaya karar veremez; tarafların ikrarı hakimi bağlamaz ve boşanmada yemin delili teklif edilemez.

Dolayısıyla baştan hukuki strateji oluşturarak delil toplamak, davaya hazırlıklı girmek hayati önem taşır.


Hangi tür deliller kullanılabilir?

Boşanma davalarında kural olarak serbest delil sistemi geçerlidir; hakimi ikna edebilecek her hukuka uygun veri delil olarak değerlendirilebilir. Uygulamada en sık kullanılan deliller:

  • WhatsApp, SMS, sosyal medya yazışmaları ve paylaşımları,

  • Fotoğraf ve video kayıtları,

  • Doktor raporları, ilaç kayıtları, psikiyatri geçmişine dair belgeler,

  • Banka hesap hareketleri, kredi kartı ekstresi, otel–uçak–tatil kayıtları,

  • Kolluk tutanakları, savcılık ve ceza dosyaları, uzaklaştırma kararları,

  • Tanık beyanları, gerektiğinde uzman raporları,

  • Ortak konuttaki fiziki şartların tespiti için keşif ve bilirkişi incelemesi

Sosyal medya ve mesajlaşma kayıtları özellikle sadakat yükümlülüğünün ihlali, hakaret, tehdit gibi olguların ispatında önemli rol oynamaktadır. Ancak Yargıtay 2. HD’nin 2016/17151 E. 2018/5463 K. sayılı kararında vurguladığı gibi, bu kayıtların çoğu zaman tek başına yeterli görülmeyip tanık anlatımları ve diğer delillerle desteklenmesi istenmektedir.


Delillerin hukuka uygun elde edilmesi şartı

Her delil, “nasıl elde edildiği” ile birlikte değerlendirilir. HMK madde 189/2’ye ve Anayasa madde 38/6’ya göre hukuka aykırı şekilde elde edilen deliller, yargılamada hükme esas alınamaz.

Bu çerçevede;

  • Gizlice telefon dinleme,

  • Eşin şifresini kırıp mesajlarını okumak,

  • Ortak konuta veya ofise gizli kamera/ kayıt cihazı yerleştirmek,

  • Casus programla telefon takibi yapmak
    gibi yöntemlerle elde edilen kayıtlar, genel kural olarak hukuka aykırı delil sayılıyor ve mahkemece dikkate alınmıyor.

Son yıllarda Yargıtay 2. Hukuk Dairesince, özellikle ortak konuta gizli kamera yerleştirilerek elde edilen görüntüleri istikrarlı biçimde hukuka aykırı delil kabul edilmektedir:

Ayrıca Anayasa Mahkemesinin 07.09.2021 tarihli, 2018/30296 başvuru numaralı kararında; eşlerin birbirlerine karşı da özel hayat alanı olduğu, bu alanın hiçbir sınır tanımadan ihlal edilmesinin Anayasa’da güvence altına alınan özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması haklarını zedelediği açıkça vurgulanmıştır.

Bu nedenle, “nasıl delil toplayacağım?” sorusu, “hangi delili toplayacağım?” kadar önemli hale gelmektedir. Bazı yöntemler sadece delilin reddine yol açmakla kalmayıp, TCK madde 132 haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu ve madde 134 özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında ceza sorumluluğu da doğurabileceğinden dikkatli olunmalıdır.


Gizli ses kaydı / gizli görüntü: her zaman yasak mı?

Burada ince bir ayrım bulunmaktadır; “usulsüz delil elde etme” ile “usulsüz delil yaratma” arasındaki fark önem taşımaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.02.2012 tarihli, 2011/2-703 E. 2012/70 K. sayılı kararında; sırf boşanma davasında kullanılmak üzere kurgu yapılarak oluşturulan CD kaydı “usulsüz olarak yaratılmış delil” sayılmış ve tamamen devre dışı bırakılmıştır. Usulsüz “yaratılan” delil hiçbir şekilde kullanılamaz; usulsüz elde edilen delil ise, çok sınırlı ve istisnai hallerde hukuka uygun kabul edilebilir.

Öğreti ve içtihatlar; özellikle aşağıdaki kriterleri sağlıyorsa, bir tarafın bizzat taraf olduğu konuşmayı kayıt altına almasının hukuk uygun kabul edilebileceğini öne sürmektedir;

  • Kayıt, ani gelişen bir olay sırasında alınmışsa, yani ortada delil yaratma çabasına dair planlı bir kurgu yoksa,

  • Kaydı alan kişi, kendisine yönelen bir suç veya ağır haksız saldırıyı başka türlü ispatlama imkanına sahip değilse,

  • Kaydın amacı, hak arama özgürlüğü kapsamında, ileride tamamen kaybolacak bir delili muhafaza etmekse,

  • Kayıt, üçüncü kişilere değil, sadece yargılama makamına sunulmak üzere tutulmuşsa

bu şekilde elde edilen deliller boşanma davasında hükme esas alınabilmektedir.

Ancak bu şekilde delil toplamak son derece riskli olup aile hukukunda delillerin hukuka uygunluğu konusunda Yargıtayın özellikle son yıllarda daha da katılaştığı görülmektedir; gizli kayıtlar çoğu boşanma davasında hukuka aykırı delil sayılıp dosyadan çıkarılmaktadır.


Dijital deliller: WhatsApp, sosyal medya vs.

Yargıtay; WhatsApp, Facebook, Instagram vb. platformalar üzerinden yapılan yazışma ve paylaşımları boşanma davasında delil olarak kabul etmektedir. Ancak dijital delillere dayanırken şu hususlara dikkat edilmelidir;

  • Yazışmaların gerçekliğinin ve taraflara ait olduğunun ispatı için orijinal dijital dosyaların hakim tarafından bizzat incelenmesi veya telefon incelemesi ve bilirkişi raporuyla yazışma ekran görüntülerinin desteklenmesi,

  • Ekran görüntülerinin mümkün olduğunca orijinal hale en yakın şekilde, kırpılmadan sunulması,

  • Bu tür dijital verilerin çoğu zaman tek başına yeterli görülmeyip tanık beyanları, otel kayıtları, banka hareketleri gibi diğer delillerle desteklenmesi gerekebilir.

Delillerin zamanında sunulması (teksif ilkesi)

Boşanma davaları, teksif ilkesinin en etkin uygulandığı alanlardan biridir. HMK ve TMK çerçevesinde;

  • İddia ve savunmalar,

  • Dayanılan vakıalar ve deliller
    esas olarak dilekçeler aşamasında (dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap) ortaya konulmalıdır. Dilekçeler aşamasında ileri sürülmeyen iddia, savunma, vakıa ve gösterilmeyen deliller kural olarak sonraki aşamalarda dikkate alınamaz.

Bu nedenle müvekkile verilecek en net mesaj şudur:

Boşanma davası açmadan önce delillerini ne kadar iyi hazırlarsan, mahkeme önünde haklılığını o kadar güçlü ortaya koyabilirsin. “Ne gerekiyorsa daha sonra toplarız” diye davaya başlamak, çoğu zaman geri dönülmez hak kayıplarına yol açar.


Aile konutu şerhi koydur

 

Boşanma süreci yaklaşırken, oturduğunuz ev eşinizin adına kayıtlıysa ve mal kaçırma tehlikesi söz konusuysa, “aile konutu şerhi” konusu kritik bir koruma aracıdır.


Aile konutunun hukuki dayanağı

Türk Medeni Kanunu madde 194/1 hükmüne göre;

“Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası olmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki haklarını sınırlandıramaz.”

TMK madde 194/3 hükmü de malik olmayan eşe, aile konutu niteliğindeki taşınmaza tapuda şerh verilmesini isteme hakkı tanır.

Yani, malik olmayan eşin barınma hakkı ve aile birliğinin korunması amacıyla aile konutu üzerindeki tasarruflarda eşin rızasının aranması esastır.

Aile konutu olarak kullanılan evde kiracı olunması halinde; TMK madde 194/4 hükmü gereğince kira sözleşmesinde taraf olmayan eş, kiraya verene bildirimde bulunarak sözleşmenin tarafı haline gelir ve bundan böyle kira sözleşmesi ancak ve ancak eşlerin her ikisinin de açık rızası ile feshedilebilir. Boşanma davasında konut tahsisi kararı ile müşterek konutta oturma hakkına sahip olduysanız ve kira sözleşmesinde sizin isim ve imzanız bulunmuyor ise eşinizin ev sahibiniz ile anlaşarak kira sözleşmesini feshetmesini önlemek için ev sahibinize TMK madde 194/4 hükmü gereğince ihbar göndermeniz gerekmektedir.


“Aile konutu” kavramı ve şerhin niteliği

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 2002/7 sayılı Genelgesine göre yazlık, hafta sonu kullanılan ev vb. nitelikteki konutlar “aile konutu” sayılmaz. Aile konutu eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği ve düzenli yerleşim amacıyla kullandıkları evdir.

Bir taşınmazın “aile konutu” olabilmesi için tapu kaydında “şerh” olması zorunlu değildir. Önemli olan eşlerin birlikte, sürekli ve ortak yaşamını sürdürdüğü konut olmasıdır.

Şerh; kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. Yani şerh varsa koruma açık hale gelir; şerh yoksa da taşınmaz aile konutu olma koşullarını taşıyorsa koruma söz konusu olabilir. Fakat pratikte şerh koydurulması önemli faydaları beraberinde getirir.


Şerh koydurmanın faydaları

Şerh konulması; malik olan eşin tek taraflı olarak evi satmasını, ipotek ettirmesini, devretmesini, kira sözleşmesini feshetmesini engeller. Çünkü diğer eşin rızası olmadan aile konutuna yönelik bu işlemler yapılamaz.

Edinilmiş mallara yönelik boşanma davasıyla beraber mal rejimi talepleri de ileri sürülerek boşanma davasının açıldığı tarihte mahkemenin ara kararıyla edinilmiş mallar üzerine ihtiyati tedbir, bankadaki paraya bloke konulabilmektedir. Fakat boşanma davası öncesi de mal kaçırma riski olan durumlarda şerh, en azından aile konutu için önleyici bir koruma sağlar.

Tapu kaydına açık şekilde işlenmesi, üçüncü kişilerin iyi niyetine karşı da koruma sağlar; yani ev “aile konutu” olarak şerhliyse, üçüncü kişi ona göre işlem yapmak zorundadır.


Şerh koydurmanın usulü ve dikkat edilmesi gerekenler

Başvuru evin bulunduğu yerdeki Tapu Müdürlüğüne yapılır. Başvuruda; tapu senedi sureti, belediyeden alınmış numarataj belgesi, vukuatlı aile nüfus kayıt örneği, yerleşim yeri belgesi gibi belgeler talep edilir.

Şerh koyulduktan sonra aile birliği devam ettiği sürece koruma etkisini sürdürür. Ancak evlilik birliği sona erdikten sonra (boşanma, ölüm, iptal vs.) aile konutu vasfı da kendiliğinden ortadan kalkar.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22.02.2018 tarih, 2018/334 E. 2018/2407 K. sayılı kararına göre;

“Evlilik boşanmayla sona ermekle, TMK madde 194’ün ‘aile konutuna sağladığı koruma da sona erer; diğer eşin açık rızası alınmadan yapılan tasarruf işlemi yapıldığı andan itibaren geçerlilik kazanır.”


Şiddet varsa 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’dan faydalan

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun şiddet kavramını tanımlarken sadece fiziksel darp eylemlerini değil; psikolojik, cinsel, ekonomik baskı davranışlarını da şiddet kapsamında değerlendirir. 6284 sayılı Kanun hem koruyucu hem önleyici tedbirleri içerir ve eşler arasında şiddet varsa 6284 sayılı yasadan faydalanılmalıdır.


Hangi tedbirler alınabilir?

Kolluk veya mülkî amir talebiyle veya doğrudan avukat aracılığıyla yapılan istem üzerine aile mahkemesi; şiddet mağduru ve/veya şiddet uygulanma riski altında olan kişi için şu tedbirlere yönelik karar verebilir.

  • Uzaklaştırma kararı (şiddet uygulayanın mağdurun yerleşim yerinin veya çalıştığı yerin yakınından uzak tutulması)

  • İletişim yasağı (telefon, sosyal medya, yüz yüze vs.)

  • Müşterek konutun korunan eşe tahsisi

  • Kimlik ve adres bilgilerinin değiştirilmesi

  • Geçici maddi yardım, barınma imkanı, danışmanlık desteği


Tedbir kararına uymamanın cezası nedir? 

Kanun’un 13. maddesine göre tedbir kararlarını ihlal ederek şiddet uygulayan kişi 3 günden 10 güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur. Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında 15 günden 30 güne kadar zorlama hapsi uygulanabilir. Zorlama hapsinin toplam süresi ise en fazla 6 ay olabilmektedir.


Karar süresi ve itiraz hakkı

Kanunun 8/3 maddesine göre; önleyici tedbir kararı; geciktirilmeksizin verilmek zorundadır. Uygulamada tedbir talebi adli mercie yapıldığında aynı gün veya en geç ertesi iş günü mahkemece tedbir kararının verildiği görülmektedir.

9. maddeye göre ise; alınan tedbir kararlarına karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde aile mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine mahkeme kararını en geç bir hafta içinde vermelidir; verilen karar kesindir.


Uygulamadaki kritik noktalar

Karar kolluk birimine bildirildiği anda uygulamaya geçer; tefhim ya da tebliğ edilmesi uygulanabilirliği engellemez.

Bu tedbir kararları, boşanma davasının sonucuna bağlı değildir. Yani henüz boşanma davası açılmamış olsa bile şiddet varsa tedbir talep edilebilir.

Boşanma süreci uzun soluklu olabilir, karar çıkana kadar geçen süre mağdur açısından risklidir. Bu tedbirler mağdurun güvenliğini sağlar.

Tedbir kararları, boşanma davasının tarafı olmayan üçüncü kişilerle ilgili de uygulanabilmektedir.

Koruma tedbirlerinin ihlali halinde uygulanan zorlama hapsi gibi yaptırımlar, şiddetin önlenmesine yönelik caydırıcılığı artırır.


Evi Terk Etme

Boşanma sürecinde duygusal tepkiyle evi terk etmek, pratikte en çok hak kaybına yol açan davranışlardan biridir. Müşterek konutu terk etmenin;

  • kusur tespiti ve buna bağlı olarak maddi-manevi tazminat ve nafaka,

  • ziynet ve kişisel eşyalar,

  • konut tahsisi

gibi konular üzerinde doğrudan etkisi vardır.

Bu nedenle, evi terk etmeden önce hukuki sonuçlarını iyi bilmek gerekir.


Haklı sebep olmadan evi terk eden eş boşanmada kusurlu sayılır

Türk Medeni Kanunu madde 164’e göre, eşlerden birinin haklı bir sebep olmaksızın ortak konutu terk etmesi, “terk” sebebiyle boşanma davasına konu olabilir. Terk, özel boşanma sebeplerinden biridir ve belirli şartlar oluştuğunda, ayrıca evlilik birliğinin sarsılması araştırılmadan boşanmaya karar verilebilir.

Haklı sebep olmadan evi terk eden eş boşanmada kusurlu sayılır. Boşanmada kusurlu olmak; nafaka ve tazminat taleplerinde aleyhe sonuç doğurmaktadır. Yoksulluk nafakası talebinin kabul edilebilmesi boşanmada en azından daha az kusurlu taraf olmanıza bağlıdır. Keza yine maddi-manevi tazminat talepleri hakkında mahkeme hüküm kurarken boşanmada eşlerin boşanmadaki kusur durumu doğrudan belirleyicidir.


Evi terk eden kadın ziynetlerini yanında götürmüş sayılır

Ziynet alacağı davalarında yıllardır istikrarla uygulanan bir karine bulunmaktadır. Bu karine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.06.2020 tarihli, E. 2020/1780, K. 2020/2680 sayılı kararında açıkça vurgulanmıştır. Kararda özetle; ziynetlerin olağan olarak kadının üzerinde veya evde bulunmasının beklendiği, kadının evi terk ettiği durumda bunları yanında götürdüğünün hayatın olağan akışına uygun olduğu belirtilmiştir.

Buna paralel olarak, doktrinde de ziynet eşyalarının kadının kişisel malı sayıldığı, saklanması ve taşınmasının kolay olması sebebiyle kadının evi terk ederken bunları yanında götürdüğünün kabul edildiği, aksini iddia eden tarafın bunu ispatla yükümlü olduğu ifade edilmektedir.

Ancak bu karine mutlak değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.03.2020 tarihli E. 2017/3-1512, K. 2020/835 sayılı kararında, “kişisel eşyalarını dahi alamadan evden ayrılmak zorunda kalan kadının ziynetlerini yanında götürdüğünün kabul edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu” belirtilmiş ve bu gibi zorlayıcı durumlarda karinenin kırılabileceği ifade edilmiştir.

Özetle:

  • Normal senaryoda: Evi terk eden kadın ziynetlerini de götürmüş kabul edilir; ziynetlerin evde kaldığını iddia eden taraf bu iddiasını güçlü delillerle ispatlamalıdır.

  • Zorla çıkarılma / şiddet durumunda: Kadın şahsi eşyalarını bile alamadan evden ayrılmaya zorlanmışsa veya şiddet sebebiyle evden ayrılmak zorunda kalmış ise ziynetleri yanında götürdüğü varsayımı hayatın olağan akışına aykırı sayılabilir ve karine lehine döner.

Pratikte, “Nasıl olsa altınlar evde, sonra gider alırım” diyerek evi terk etmek ciddi bir risktir. Daha sonra “ziynetlerimi bıraktım, alamadım” demek çoğu dosyada ispat zorluklarına sebebiyet vermektedir.


Boşanma davası sürerken müşterek konutun tahsisi imkanı

Boşanma davası açıldığında, “Dava bitene kadar evde kim kalacak?” sorusunun cevabı, hem TMK madde 169 hem de 6284 sayılı Kanun çerçevesinde mahkemenin vereceği konut tahsisi kararıyla belirlenebilir.

TMK madde 169’a göre; boşanma veya ayrılık davası açıldığında hakim, dava süresince gerekli olan geçici önlemleri (konut tahsisi, tedbir nafakası, geçici velayet vb.) resen veya talep üzerine alır.

Uygulamada Yargıtay ve yerel mahkemeler; özellikle müşterek çocuk varsa, çocukların fiilen kaldığı ve çocuğun bakımını üstlenen eşe müşterek konutun tahsisini uygun görmektedir.

Konutun kimin adına kayıtlı olduğu veya kira sözleşmesinin kimin adına yapıldığının hiçbir önemi yoktur; önemli olan barınma ihtiyacı ve çocukların üstün yararıdır.

6284 sayılı Kanun kapsamında; şiddet mağduru eş lehine ortak konutun tahsisi ve şiddet uygulayan eşin evden uzaklaştırılması mümkündür. Burada da yine hedef, mağdurun ve çocukların evlerinden, okullarından, sosyal çevrelerinden koparılmaması; mümkün olduğunca failin uzaklaştırılmasıdır.

Dolayısıyla:

  • “Ev eşimin üstüne kayıtlı, beni çıkarır” endişesi yersizdir.

  • Doğru zamanda yapılacak konut tahsisi ve 6284 başvuruları, barınma bakımından ciddi koruma sağlar.


Güvenlik nedeniyle evi terk etmek zorundaysanız haklı sebebi belgelendirin

Eğer eşin şiddeti nedeniyle evde kalmanız fiilen tehlikeliyse, konuttan ayrılmak TMK madde 164 anlamında haklı sebep oluşturur; Yargıtay da şiddet nedeniyle evi terk eden eşin kusurlu sayılamayacağını kabul eder.

Bu durumda yapılması gerekenler:

  • Olay sonrası karakola gidip ifade verin,

  • Mümkünse aynı gün doktor raporu alın,

  • 6284 sayılı yasadan faydalanarak uzaklaştırma ve konut tahsisi talep edin,

  • Komşu, akraba, arkadaş gibi olayı gören veya duyan kişileri ilk ifadenizde tanık olarak bildirin.

Bu adımlar sayesinde hem “evden ayrılışınızı” haklı sebebe dayandırmış olursunuz, hem de ziynet karinesinin aleyhinize işletilmesi ihtimali önemli ölçüde zayıflar; HGK’nın 2017/3-1512 E., 2020/835 K. kararındaki yaklaşım bu yöndedir.


Evi terk etmek zorundaysanız ziynet ve eşyalar için pratik önlem

Bazen her şeye rağmen, kişi çok ani bir şekilde evi terk etmek zorunda kalabilir. Böyle durumlarda, daha sonra açılacak ziynet ve eşya davaları için şu adımlar önemlidir:

  • Evdeki ziynet ve değerli eşyaları mümkünse fotoğraf/video ile kayıt altına alın,

  • Mümkünse bir liste yapın; her bir ziyneti ve eşyayı tek tek yazın,

  • Kayıt altına aldığınız fotoğraf/video ve listeyi yakınlarınıza e-posta/mesaj olarak gönderin (tarih kanıtı),

  • Apartmanın dış kapısını veya dairenizi gören kamera kayıtlarını temin edin (eşyaları sizin götürmediğinizin kanıtı),
  • Komşularınıza, aile bireylerine durumu açıklayarak tanıklıklarını isteyin.

Bu sayede, ileride “ziynetleri yanında götürdü” karinesine karşı “şahsi eşyalarını bile alamadan evden çıkmak zorunda kaldı” olgusunu destekleyebilecek delil zemini oluşturulmuş olur. Karşı tarafın kötü niyetle eşyaların tamamını veya bir kısmını kaçırma girişimlerine karşı delilleri bu şekilde koruma altına alabilirsiniz.

Bir Avukatla Görüş

Boşanma davası, “haklı mıyım / haksız mıyım?” meselesinden çok daha fazlasıdır; TMK + HMK + içtihat üçgeninde yürüyen, ciddi bir hukuk ve usul stratejisi işidir. Yanlış hukuki sebep, eksik delil, kaçırılan bir süre, çoğu zaman sonradan düzeltilemeyen hak kayıplarına yol açar. Bu yüzden, dava açmadan önce bir avukatla görüşmek, hak kayıplarının önüne geçmenin en etkili yoludur.


Teksif ilkesi nedir? “Süreler kaçarsa, haklı olman yetmeyebilir”

“Zaten haklıyım, hakim anlar” düşüncesinin, usul hukukunda ispat yükü ve süreler açısından hiçbir geçerliliği yoktur.

Medeni usul hukukunda teksif ilkesi, iddia ve savunmalar ile delillerin belirli bir usul kesitine kadar mahkemeye getirilmesini; bu aşama geçtikten sonra ileri sürülenlerin ise mahkemenin dikkate almamasını öngören ilkedir. HMK’da açıkça adı geçmemekle birlikte, özellikle HMK 119, 129, 141, 145 maddeleri hükümlerinde bu ilkenin yansımalarının görülmektedir. Teksif ilkesi ile dilekçeler teatisi, ön incelemeye davet ve ön inceleme aşamalarında iddia–savunma ve delillerin “yoğunlaştırılması” amaçlanmaktadır ve yargılamayı uzatacak müdahalelerin önlenmesi hedeflenmektedir.

Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi ve ikinci cevap dilekçesinde iddia ve savunmalar ileri sürülmeli, bütün vakıalar açıklanmalı ve deliller eksiksiz gösterilmelidir. Dilekçeler aşamasında ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar, açıklanmayan vakıalar, sonradan mahkemeye beyan edilmek istenirse iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gereği mahkemece dikkate alınmaz.

Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi ve ikinci cevap dilekçesinde gösterilen fakat mahkemeye sunulmayan delillerin mahkemeye sunulabileceği veya başka yerlerden getirilmesi talep edilen delillere yönelik açıklamaların yapılabileceği son gün; ön incelemeye davet tutanağının tebliğ edildiği tarihten itibaren iki haftalık süredir. Bu süreden sonra kanunda sayılan istisnai haller dışında dosyaya delil sunulamaz ve başka yerlerden delillerin getirilmesi istenemez.

Tanıklar, ön incelemede mahkemenin vereceği süre içinde mahkemeye bildirilebilir.

Süreler, usul hukukundaki en önemli konudur. “Sonradan aklıma geldi şöyle bir şey daha vardı”, “şu tanığı da dinletelim”, “şu belgeyi de sunalım” dediğinizde, mahkeme HMK 141 ve 145 maddeleri gereği buna izin vermez.

Bir boşanma davasına yanlış kurgulanmış iddia–savunma ve eksik delil planıyla başlamak, davanın kaderini bütünüyle etkilemektedir.


Davanın hangi hukuki sebebe dayanarak açılacağı konusunun önemi

Olaylar hakkında yapılacak hukuki niteleme hukuk bilgisi gerektirmektedir ve avukat olmadan açılan boşanma davalarında davanın hukuki sebebindeki nitelemenin yanlış yapılması sebebiyle çok ciddi hak kayıpları ortaya çıkabilmektedir.

Örneğin; “zina” veya “hayata kast” özel boşanma sebeplerine dayanılarak boşanma davası açılabilecek iken genel boşanma sebebine dayanarak dava açılması halinde kişi mal rejiminin tasfiyesinde çok büyük hak kayıpları yaşayabilir. TMK. madde 236/II hükmü gereği zina veya hayata kast nedeniyle boşanma durumunda mahkeme kusurlu eşin mal rejiminden doğan haklarının azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına karar verilebilmektedir. Mesela tarafların evlilik birliği içinde alınan bir ev üzerinde diğer eşin evin yarı değeri üzerinde hakkı kabul edilmekte; fakat eşlerden birinin zina yapması durumunda diğer zina sebebine dayanarak boşanma davası açmış ise ve zina sebebiyle boşanmaya karar verilmiş ise zina yapan eş, sözü edilen ev üzerindeki tüm haklardan veya bir kısmından mahkemece mahrum bırakılabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/18110 E., 2017/13527 K. sayılı kararında, HMK madde 141 uyarınca tarafların dilekçeler aşamasında iddia ve savunmalarını genişletebileceği ancak bunun davanın hukuki sebebini serbestçe değiştirme anlamına gelmeyeceği açıkça vurgulanmış; somut olayda tarafın sonradan zina (TMK madde 161) hukuki sebebine sığınma girişimi usulen sorunlu bulunmuştur.  Özetle davada zina iddiasında bulunmuş olsanız bile eğer zina özel boşanma sebebine dayanarak dava açmamışsanız, genel boşanma sebeplerine dayanarak dava açmışsanız zina sebebine dayalı boşanmanın sağladığı haklardan faydalanamazsınız.

Bu nedenle;

  • Dava açarken hangi TMK maddesine dayandığınız,

  • Vakıaları hangi hukuki sebep altında vasıflandırdığınız,

  • Fer’i talepleri (nafaka, tazminat, velayet, ziynet, katılma alacağı vs.) nasıl yapılandırdığınız

sonradan “basit düzeltme” ile her zaman toparlanamamaktadır. Başta yanlış hukuki zeminde kurulan bir dava, ilerleyen aşamalarda her zaman büyük sorunlara gebedir.


Boşanma davası avukat ile açılmazsa ne olur?

Boşanma davalarında deneyimli bir aile hukuku avukatının rolü kritiktir; avukat, daha dava açmadan önce:

  • Olay örgüsünü hangi hukuki sebebe oturtmanın daha doğru olacağını,
  • 6284 önleyici tedbirleri, aile konutu şerhi, ihtiyati tedbir gibi koruma mekanizmalarının devreye sokulmasını,
  • Zaman aşımı / hak düşürücü süre risklerini,
  • Hangi delilin ne zaman ve nasıl dosyaya kazandırılacağını,
  • Gizlilik / hukuka uygunluk sınırlarını (örneğin dijital deliller, sosyal medya çıktıları, özel yazışmalar),
  • Taleplerin (boşanma, mal rejimi, ziynet) aynı anda mı, yoksa ayrı dava ile mi ileri sürülmesinin fayda-zarar hesabını

en başta planlar.

Boşanma sürecinde atılacak adımların geri dönüşü olmayabilir. Atacağınız her adımın hukuki bir sonucu, atmadığınız her adımın da bir bedeli olabilir. Haklarınızı kaybetmemek ve süreci doğru yönetmek için, dava açmadan önce mutlaka bir aile hukuku avukatından profesyonel destek almanızı öneririz.



Yazar   : Av. Burak TAŞCI


 

Benzer Konulardaki Yazılarımız